* Siz varoşlardan geldiğinizi, sokak arasını iyi bildiğinizi söylüyorsunuz. Doğru mu?
Evet, varoştan geldim. Sokak arasını da, sokak dilini de iyi bilirim.

* Ne katar bir oyuncuya varoşlardan gelmek? Bir oyuncu için artı mıdır?
Çok artıdır. Çocukken Nişantaşı çocuğuydum, babamın vefatından sonra ekonomik zorluklar oldu. Küçükçekmece’de başlayan bir eğitim ve aklınıza ne gelirse… Ne fark ediyor? Siz sürekli fotoğraf çekiyorsunuz! Beyninizde hazine var, oraya atıyorsunuz sürekli; yaşlı adamlar, genç kızlar, ikili ilişkiler, yaşama ait fotoğraflar… Sürekli biriktiriyorum. Orada ne kadar çok fotoğraf varsa bir oyuncu o kadar zengin demektir.

* Daha kolay para kazanmak isteyebilirdiniz; tiyatroyu seçmek için bir şeylerin sizi çok etkilemiş olması lazım…
Ben çok iyi bir aileden geliyorum, temelleri çok sağlamdır. Varoşa sonradan gittim. Ama oradan çıkmış olsaydım belki de aklıma hiç tiyatro gelmezdi, DGM’de çete suçuyla yargılanan biri de olabilirdim! Hayat bu!

* Çok büyük aşkla tiyatroya başlayan pek çok oyuncu, ‘ekmek parası’ yüzünden televizyon dizilerinde. Bu doğru mu?
Doğru. 5 sene önce sorsaydınız doğru değil derdim ama bugün doğru bir şey. Ben konservatuvara 90 senesinde girdim. İnatla, ‘televizyon yapmayacağım, sinema belki’ dedim. Yapmadım da… Ama çok sefalet çektim.

* Ki oyun yöneten biriydiniz…
20 küsur tane oyun yönettim. ‘Tiyatroyu bıraktığım zaman zaten bu işi yapmam, gider Tahtakale’de toptancılık yaparım, televizyon yapılacak iş değil’ dedim. 8 yılın sonunda üniversite harcımı ödeyemedim, master’a giremedim. Bir geçiş dönemi olmuştu, 6 ay tiyatrodan da para kazanamadım. Sonra bir arkadaşım, ‘arkadaşlar siz oyuncusunuz, elbette her işi yapmayacaksınız ama yaptığınız işlerde oyuncu olduğunuzu mutlaka anlatırsanız bu işi yapmanızda bir sakınca yok. Çünkü orada bir ekonomi var, gidin o ekonomiyi alın’ dedi.

* Ben de bunu merak ediyorum; neden bir sakıncası olsun ki?
Sakıncası yok, konservatuvardan böyle güdüleniyorsunuz. Benim bir sürü öğrenci arkadaşım var, ‘oyuncu olsa ne olur, dizi yapıyor’ diye gülüyorlar; biliyorum bunları ben. Onlar da büyüyünce anlayacaklar. Aktörlük pahalı bir iş. Haftada bir gün mutlaka kitapevine gitmeniz lazım. Her gün 6-7 tane gazete okumanız lazım, sinemaya, tiyatroya gitmek zorundasın, evine DVD almak zorundasın. Bu benim eğlencem değil, işim! Bunları yapmak da para. Ben bunu 3 yıl önce yapabildim! Ben daha önce başlamış olsaydım belki uluslararası platformda daha önde olacaktım.

* Ama eskiden tersini savunuyordunuz; televizyona ticarethane diyordunuz…
Yine ticarethane diyorum! Televizyon bir ticarethane ve orada bir para var. Ekonomi var orada. Ben o ekonomiyi niye bırakayım; ben bıraksam, siz gidip alacaksınız. Düşüncem bunu reddediyor ama bu düzene başka türlü ayak uyduramıyorum. Ayrıca tiyatroda sürekli kapalı kalmanın da bir süre sonra muhafazakarlık getirdiğine inanıyorum. Televizyon çok önemli. Aptal kutusu falan değil, çok akıllı insanların işi. Sadece özensizlik var.

* Tiyatrocular para kazanmak için TV dizilerine geçiş yaptıklarını, buradan kazandıkları popülariteyle tiyatroya seyirci çekmeye çalıştıklarını söylüyorlar.
Bu kolaycılık değil mi? Bir şey söyleyeceğim, yazacak mısınız?

* Bu amaca hizmet için ne yapıyorsunuz?
Geçen seneden devam eden bir oyunum vardı; İkinci Caddenin Mahkumu. Tiyatro yönetimiyle bir tatsızlık var, sahneden kaldırıldı.

* Tam da hayal ettiğiniz duruma geldiniz; popülaritenizle tiyatroya seyirci çekecek durumdazınız. Ama sürtüşmelerden dolayı mı şu anda tiyatro yapmıyorsunuz?
Evet ciddi bir sanatsal görüş ayrılığımız var, tiyatroya bakış anlamında. Dolayısıyla bir noktada birleşemiyoruz.

* Televizyonu bırakacak mısınız bir gün?
Doğru düzgün giderse bırakma niyetim yok. Macbeth’de oynamakla İstanbul Şahidimdir’de oynamak çok farklı ama özde oynamak eylemi var. Sadece televizyon daha özensizdir… Fast food’la güzel bir Osmanlı mutfağı arasındaki fark gibidir.

İBRAHİM TOK